İnsan, düşündüğümüzden çok daha esnek bir varlık.
En ağır koşullara bile zamanla uyum sağlıyor. Uzun süren yalnızlığa, eksik bırakılan cümlelere, değersiz hissetmeye, sürekli susmaya… Başta tepki verilen şeyler, bir süre sonra “hayatın normali”ne dönüşüyor. Asıl tehlike de burada başlıyor: Acıya değil, acının kendisine alışmak.
Çünkü insan, hak etmediği şartları uzun süre yaşadığında, bir noktadan sonra bunu kader sanmaya başlıyor.
Sormak gerekiyor:
Sürekli yorgunluk ne zaman normal kabul edildi?
Kendini anlatamamak ne zaman bir yaşam biçimine dönüştü?
İçten içe tükenirken “iyiyim” demek ne zamandan beri rutin oldu?
Aynı masada oturup hiç anlaşılmamak ne ara sıradanlaştı?
Modern düzen, insana “dayanmayı” öğretiyor. Ama bunun karşılığında hissetmeyi geri alıyor. İnsanlar artık mutsuz değilmiş gibi yapmayı öğrenmiş durumda. Kırılmamış gibi, yorulmamış gibi, bitmemiş gibi…
Gerçek şu: İnsan en çok kendinden uzaklaşmaya alışmamalı.
Bir noktadan sonra bu uzaklaşma fark edilmiyor bile. İnsan aynaya baktığında değişimi bir anda görmez; bu bir çöküş değil, yavaş bir aşınmadır. Ve en tehlikelisi de budur: İnsan, yavaş kaybı normal sanır.
Daha açık söylemek gerekiyor:
İnsan, yanlış olan şeye alıştığını fark etmeyecek kadar körleşebilir.
Sevgisizliğe alışmak, değersiz hissetmeyi kabul etmek, hayalleri sürekli ertelemek, iç sesi bastırmak… Bunların hiçbiri “hayat gerçeği” değildir. Bunlar, normalleştirildikçe büyüyen sorunlardır.
Çünkü acı veren her şey, hâlâ bir şeylerin yanlış olduğunu gösterir. Canın yanıyorsa, mesele bitmemiştir.
Burada temel mesele güç değildir. Güçlü görünmek zaten bu çağın en kolay maskesi haline gelmiştir. Asıl mesele, insanın kendi iç bütünlüğünü koruyup koruyamadığıdır.
Ve asıl soru şudur:
İnsan en çok neye alışmamalı?
Kendini kaybetmeye.
Çünkü insan bir anda kaybolmaz. Bir gün “ben kimim?” diye uyanmaz. Önce sesini kısar, sonra isteklerini erteler, sonra kendini ikinci plana iter. En sonunda kendi hayatında sadece izleyen bir figüre dönüşür.
Ve en kritik nokta şudur:
İnsan bunu fark etmez. Sadece alışır.
Asıl tehlike yok olmak değil; yokluğa alışarak yaşamaktır.
